İRAN ANALİZ / 15 Mart Suriye devrimi başlayınca herkes Şii Hizbullah hareketinin zulüm ve haksızlığa karşı ayağa kalkan mazlum halkın yanında olduğuna dair bir mesaj vermesini bekledi. Ancak tam bir hayal kırıklığı yaşandı ve Hasan Nasrallah televizyon ekranlarında boy göstererek “komplolara” maruz kaldığını iddia ettiği Esed ve rejimine kayıtsız şartsız destek verdiğini ilan etti. Peki Suriye İhvan’ı nasıl, ne şekilde ve hangi sebeplerle hedef alınıyor,? Yine Cemaatül İslamiyye adlı Lübnan İhvan’ının Hizip ile ilişkisi nasıl, bakış açısı neden değişti sorularına cevaplar…
Devrimin ivme kazanmasına paralel olarak Hizbullah da medyası ve elindeki tüm imkanlarla devrimi karalamaya ve çarpıtmaya çalıştı. Göstericilerin barışçı olmadığını, dışarıdan desteklenen terör grupları olduğunu, Esed’in sözde reform yapma hususunda ciddi olduğunu iddia etti! Sanki geçen 11 yıl bunun delili değilmiş gibi halkla dalga geçilircesine zaman verilsin denildi. Babası gibi gayri meşru bir şekilde Alevi azınlığa yaslanan diktatör Esed rejimi Hizbullah tarafından şiddetle desteklendi.
Bununla da yetinmeyen hizip (Hizbullah) Esed karşıtı kim varsa atağa geçti. Bunların başında etkili yayımlar yapan el Cezire kanalının bulunduğu Katar’a şiddetle saldırıda bulundu. Amerikan-İsrail uşaklığı ile itham edildi. Benzer şekilde hizbin hedef aldığı Türkiye de özellikle Davutoğlu’nun Şam ziyaretinden sonra olayların mezhep dayanışması; Rusya-Çin ekseninde jeopolitik çıkarları koruma uğruna gerekirse tüm Suriye halkını katledecek kadar gözü dönmüş değişmeyecek bir yapı olduğunu fark etti. Böylece Türk Dış Politikasında daha realist, daha pragmatist ve çok boyutlu bir değişikliğe gidildi ve ciddi siyasi bakış açısı değişiklikleri yaşandı.
Devletin en üst ismi Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, başbakan Recep Tayyip Erdoğan, dışişleri bakanı Prof. Dr. Ahmet Davutoğlu gibi siyasiler başta olmak üzere tüm halk Suriye devrimini destekledi. Esedin ve rejiminin kesinlikle meşruiyetini kaybettiğini ve gerçek temsilcinin Suriye Milli Meclisi olduğunu gösteren hükümet aynı zamanda halkına silah sıkmayan, Şebbihalar ve Esed teröristlerinin saldırılarına karşı halkı korumak için ordudan ayrılan Hür Suriye Ordusu komuta kademesine de kapılarını açtı. Hür Suriye Ordusunun operasyonel kabiliyeti ve halkı katletmek isteyen Esed güçlerini birçok yerde püskürtmesi, hatta elindeki dar imkanlara rağmen tankları imha ederek İran-Rusya-Çin-Hizbullah-Bedir Tugayları gibi şer eksenin tüm desteğini almasına rağmen rejime darbe vurması korkuları artırdı. Böylece Suriye rejimi başta olmak üzere İran ile uydusu kuruluşlar, başta Hizbullah örgütü Türkiye’yi öncelikli düşman kategorisine koyarak çirkin bir karapropaganda savaşı başlattı.
TÜRKİYE’DE İRAN-Şİİ-ESED-HİZBULLAH LOBİSİ VE KARAPROPAGANDA
Türkiye’de ise İran lobisinden Kenan Çamurcu, Nurettin Şirin (velfecr, elhaditv, israhaber,isra kültür merkezi), Alptekin Dursunoğlu (yakindoguhaber), rasthaber, Selahaddin Özgündüz (zeynebiye, caferiyol) vs gibi kişi, kuruluş ve oluşumlar da aynı şekilde şiddetli, yer yer son derece tehditvari, gayr-i ahlaki iftira, tel’in, tehdit ve tekfirci bir ideolojik dil kullandıkları bir propaganda yürüttüler. 
Bunlar elbette taktik icabı manipülasyona sıklıkla başvurarak okuyucuların sitelerinin objektif olduğu yönünde bir kanaat sahibi olmalarını sağlamaya çalışıyor. Bunlar içerisinde nisbeten bu yönde manipüle araçlarını en iyi kullanan Nurettin Şirin’in sahibi olduğu İran finansmanlı israhaber adlı site…Burada örneğin Suriye olayları üzerinden dramatik ve Türkiye kamuoyunu etkileyebilecek haberlere yer veriliyor.
Ancak hemen yanıbaşında sözde objektiflik adı altında tamamen İran-Esed-Hizbullah hattından, onların propagandasını yapan veya o sitelerden alıntılar, makaleler veya analizler yayımlanıyor. Örneğin Esed rejimine karşı milyonlarca Suriyeliyi etkileyen Şeyh Arur hedef alınıyor ve karalanıyor. Zira bu etkin hatip aynı zamanda Şii mezhebine dair çok önemli konuşmalar yapmakta, onların kaynaklarından alıntılar yaparak İslam açısından sapkın ve bidat fırkası olduğunu ortaya koymakta, canlı yayın kanallarına çıkarak ilmi tartışmalar yaparak karşısındaki Şii alimleri susturmakta güçlü biri olarak biliniyor. Yine israhaber tarafından hedef alınan bu şahıs İran’ın da İslam dünyasında mezhep kartıyla gerçekleştirdiği yıkıcı faaliyetleri, siyaseti ve projesine dair özellikle Arap alemini oldukça bilgilendiren bir isim. israhaber Suriye devrimi için tüm imkanlarını seferber ederek destek çağrısında bulunan bu kilit ismi sinsice ve dezenformasyon kanallarını kullanarak hedef alıyor.


Yine 2001 yılında NATO güçlerine alenen destek vererek Afganistan’ı, Şii partiler ve bunlara bağlı milis örgütler aracılığıyla ABD’ye açıkça destek vererek Irak’ı işgal eden İran’ın Türkiye’deki önemli temsilcisi olan Nurettin Şirin’e bağlı israhaber yine manipülasyon yapıyor. Bu sefer hava yasağı için BM desteği, Türkiye ve Arap dünyasının desteğini, Türkiye’nin çağrısıyla tüm bunların olmaması durumunda NATO desteğini isteyen Özgür Suriye Ordusu komutanı Albay Es’ad da hedef alınıyor. Başlık dahi bu manipülatif anlayışın tezahürü. Zira milyonlarca Suriyelinin katıldığı ve cami merkezli, yerel ve barışçıl bir devrim hareketinin Nusayri-Alevi azınlık mezhepçi anlayışın hakim olduğu Esed rejimi tarafından kanla bastırılamadığı gayet iyi biliniyor. Bu diktatör rejime İran, Hizbullah ve Irak’taki Bedir Tugaylarıyla Mehdi Ordusu gibi Şii terör örgütleri alenen destek veriyor. Bunun karşısında gün geçtikçe güçlenen ve ordudan ayrılarak halkı koruyan yapı Özgür Suriye Ordusu karapropaganda hedefi seçiliyor. Natocu ifadesiyle onlarca yıl sanki bu subaylar ve askerler Suriye ordusunda değilmiş, halk devrimi başlayınca katliam yapmamak için emirlere uyup ayrılmamışlar gibi bir algı oluşturulmak isteniyor.

Bu algı başlıklar, cümleler ve paragraflara yayılarak sürekli ısıtılarak servis ediliyor. Böylece zihinlerdeki algı sanki gerçek veriymiş gibi İran&Şii karapropagandasının manipülatif hedefleri gerçeleştirilmek isteniyor. Ancak elbette haklı, meşru ve taleplerini almak için azmetmiş bir Suriye halkının da bu karapropaganda araçları karşısında daha inandırıcı, daha güçlü ve İran&Şii lobisinin kullandığı ötekileştirici bir retorikten son derece uzak metotları kullanarak kullandığı araçları var.
Türkiye’nin meşru temsil makamı olarak gördüğü önemli hareketlerden biri olan Müslüman Kardeşler Hareketi (İhvan) bu saldırıların elbette odak noktasını oluşturmaktaydı. İhvanın özellikle Suriye yapılanması kamuoyunun pek inandırıcı bulmadığı iddialarla lekelenmeye çalışıldı. Dozajını oldukça aşan ve Esed’i aklamaya çalışan SANA Haber Ajansı’yla aynı düzlemde hareket eden Hizbullah böylece onu “direniş hareketi, Lübnan’ı İsrail’e karsı koyacak bir güç” olarak gören İslam alemini özelde İhvanı bu durumu sorgulamaya itti. Oysa gerçekte Irak’ta Sünnilere karsı etnik temizlik katliamları yapan Şii milislere destek vermesi, İmad Mugniyenin Basra’da Sünni direnişe darbe vuran Şiileri örgütlenmesi, Yemen’de Husi teröre destek, Bahreyn’de darbe girişiminde bulunan Şii el Vifak hareketini destek, 2009 yılında Tahran’da hileli seçimleri protesto eden İranlıların bastırılmasına destek ve en son Suriye’de Esede destek için militanlarını göndermesi, bunların işkencelere karışarak masum halkı katletmesi, Lübnan’a kaçan Suriyelileri tutuklaması, sorgulaması ve geri rejime teslim etmesi, Lübnan’daki Esed karşıtlarını takip, tehdid ve baskı altına alması Hizbullah’ın düşüncesi, takip ettiği siyaseti ve gerçek yüzünü gözler önüne serdi.
SURİYE İHVANI VE HİZBULLAH

Devrimin başladığı ilk anlarda ve daha öncesinde hizb, Suriye İhvanına direk saldırmadı. Çünkü dünya genelinde etkin olan ve ilişkileri iyi olduğu tahmin edilen İhvanul Müslimin Teşkilatı’nı karşısına almak istemedi. Ancak varlığını onun varlığına bağlı hissettiği Esed rejimine karsı kitlesel halk devrimi başlayınca İran’ın da konumuyla paralel hareket etti. Hizb Esed’in tam yanında durarak başını İhvanın da çektiği milyonlardan oluşan Suriye devrimini ajan, batı uşağı ve Siyonizm’e hizmet eden çeteler, teröristler vs diye yaftalayarak saldırıya geçti.
Hizb, son derece sinsi bir taktik güderek sanki Suriye ayağı İhvan Hareketinden farklı düşünce ve ekolmüş gibi bir üslup benimsedi. İhvan denilen ekolün bugün dünyada Ehli Sünnet vel Cemaat denilen İslamın sahih yorumunu benimseyerek hayatına uygulayan; bu yönde bir hayat tarzı benimseyen mutedil Müslümanlar olduğu gerçeği mümkün mertebe gizlenmeye çalışıldı. Ancak özellikle Türkiye’de sayıları yüzlerle ifade edilen ve vatandaşlığa geçen Suriye asıllı İhvan mensuplarının hayatı, ilişkileri, talepleri ve duruşları başta Hizbullah olmak üzere İran&Şii lobisinin kara propagandasının geçersiz olmasında en önemli bir rol oynadı. Zira insanlar ithamlar, karalamalardan ziyade STK’lar aracılığıyla Türkiye kamuoyunun yakından tanıdığı Suriye asıllı Müslüman Kardeşler mensuplarına itimad etmekteydi.
Bu çerçevede her zaman olduğu gibi Hizbullah ve İran-Şii lobisi direk Sünnilere saldırma yerine, farklı taktikler ile saldırıya geçti. Suriye İhvanına yönelik ithamlar şu üç noktada odaklanmaktaydı:
1- Suçlamalardan ilki Suriye İhvanının direniş ekseni olduğu iddia edilen Şam rejimini Amerika ve Batı adına düşürmeye çalışması yönündeydi.
2- İkinci iddia mevcut Suriye İhvan liderliği cemaati Amerika’nın ve bazı batılı güçlerin arkasına taktığı yönündeydi.
3-Üçüncü ve gerçekte İran-Hizbullah eksenin düşmanlığının adresinin kim olduğunu göstermesi açısından önem taşıyan Türkiye üzerinden yapılan saldırıydı. Buna göre Türkiye, hareketi kullanıyordu. En büyük delilleri ise hareket lideri Muhammed Ebu Şakfa’nın ağırlanması ve İstanbul’da bir basın toplantısı düzenlemesiydi. Burada Suriye halkının eğer Türkiye askerleri katliamı durdurmak için ülkeye girerse büyük ölçüde kabul göreceğini söyleyen İhvan lideri, dış müdahaleye karşı olduklarını ifade etmişti. Zira Türkiye ziyareti esnasında Ebu Şekfa kamuoyunun bilmediği birçok bilgiyi açığa çıkardı. Buna göre hizbe bağlı militanlar Esed güçlerine halkın katledilmesi, tutuklanması ve işkence edilmesinde açıkça destek vermekteydi. 13 Haziran 2011 tarihli açıklamasında İhvan Lideri, Nasrallah’ın akıllar ziyan açıklamasını ve diktatör Esed rejimin ısrarla savunmasını “garip ve gerçekten acayip” şeklindeki cümlelerle dile getirmişti.
Bunun üzerine Baas rejimi, İran, Hizbullah ve Türkiye’deki lobi tek merkezden şiddetli saldırıya geçerek karalama kampanyası başlattı. Bunun üzerine kamuoyunda inandırıcı bulunmayan ama lobiyi en azından kendileri açısından rahatlatıcı ve elle tutulur buldukları haberler yayımlanmaya başladı.
Yine hizb Suriye İhvan’ına saldırırken Lübnan’daki Müslüman Kardeşlerin kolu olan Cemaatül İslamiyye ile de ilişkilerini gerginleştirdi.
LÜBNAN İHVANI CEMAATÜL İSLAMİYYE VE HİZBULLAH
Fecr Kuvvetleri adlı daha Hizbullah doğmadan İsrail işgal güçlerine karşı direnen silahlı kanadı bulunan Lübnan’daki İhvanul Müslimin hareketinin kolu Cemaatül İslamiyyedir. 1982 yılında Sa’da bölgesinde kurulan ve halen aktif olan ve 2006 yılında İsrail işgaline karşı direnen Fecr Kuvvetleri 2008 Mayıs ayında Hizbullah örgütünün Beyrut’taki saldırıları sonrasında müteyakkız duruma geçti. Zira Hizbullah ve Şii el Emel Hareketi Sünnilerin yoğun olduğu Beyrut’taki bazı bölgeleri işgal etmiş, sokaklarda kontrol noktaları kurarak açtığı ateş sonucu bazı önde gelen İslami hareket liderlerini ve mensuplarını şehit etmişti. Bu tarihte Hizbullah tarafından maaş aldığı bilinen Şeyh Abdullah el Teryaki adlı şahıs bünyesinde aynı ismi taşıyan bir örgüte liderlik ettiğini öne sürmüştü. Aynı şekilde Hizbullah ve İran hattında olan, Lübnan İhvanıyla ilişkisi bulunmayan Fethi Yeken de aynı iddialarda bulunmuştu. Ancak ana damar olan ve halen bünyesinde silahlı Fecr Kuvvetlerini barındıran Cemaatül İslamiyye açıklama yaparak açıkça teşkilatın ismini kullananlardan beri olduklarını belirtmişti.
Foto: Cemaatül İslamiyye’ye bağlı silahlı Sünni direniş hareketi Fecr Kuvvetleri
Konuyla ilgili açıklama Lübnan İhvanı Siyasi Birim sorumlusu Ömer el Masri de : “Fecr Kuvvetleri Cemaatin bağrından çıkmış olup tek sorumluluğu buradadır.” dedi. Direniş hareketinin adını kullanarak propaganda yapan Şeyh et Teryaki’nin Hizbullah’ın maşası olduğunu söyledi Masri. Bu iddiaları kabul etmeyen Teryaki kendisini savundu.
En etkin liderlerinden birisi olan Şeyh Faysal Mevlevi Mayıs 2011 tarihinde vefat etti. Cenaze törenine İhvan Hareketi genel mürşidi katıldı. Normalde Lübnan’a geldiğinde hizip yetkilileri ile görüşen mürşid bu sefer görüşmedi ve aslında açıkça mesaj verilmiş oldu.11 Mayıs 2011 tarihinde yapılan cenaze töreninde Lübnan İhvanı yakın tarihinde ilk defa çok büyük bir katılım temin etti. Burada Şii örgütlerin tehditleri ve Cemaatül İslamiyye’nin silahlı kanadı olmadığı yönündeki iddialarına açıkça meydan okudu. Askeri elbiseler içerisinde Fecr Kuvvetlerine bağlı mücahitler cenaze törenine katılarak askeri bir düzenle, yürüyüş yaparak sadakatini ve gücünü ortaya koydu. Cenaze kaldırılırken mücahitlerin silahlı olarak bulunması yönünde istişarenin neticesinin ülkedeki hassas durum gözönüne alınarak kabul görmediği kaydedildi.
Foto: Lübnan’daki Sünni İhvana bağlı Fecr Kuvvetleri Şeyh Mevlevi’nin cenazesinde
Cemaatül İslamiyye’nin hizbe bakışı 7 Mayıs 2008 tarihinde başkent Beyrut’un hizip militanlarınca işgal edilmesi, mezhepçi bir saldırının Sünnileri hedef alması ve Şii kartının açıkça kullanılması gibi sebeplerle gittikçe billurlaşmaya başladı. Suriye devrimiyle birlikte hizbin tamamen Esed yanlısı bir tavır takınması, Lübnan’da bunu protesto eden, eleştiren kesimleri hedef alarak susturmaya çalışması Lübnan İhvanı’nı Hizbullah’a karşı daha dikkatli olmaya itti.
Cemaatül İslamiyye’nin siyasi birim başkanı Azzam el Eyyubi konuşmasında hizip ile aralarındaki ilişkilerin gittikçe gerilediğini; özellikle hizbin tamamen Suriye rejiminin arkasında olmasından sonra durumun netleştiğini söylemekteydi. Türkiye’de İran lobisinin başında gelen Şii Nurettin Şirin’in velfecr adlı sitesinde alenen yazdığı gibi Hizbullah da meşhur alim ve İhvan kökenli Şeyh Prof. Dr. Yusuf el Karadavi’ye saldırmaktaydı. Bu da Lübnan İhvanı ile Şii Hizb arasındaki ilişkinin ne seyirde gideceğini göstermekteydi.
SONUÇ
Suriye devrimi gerek Esed rejiminin mezhepçi karakterini gerekse onu milyonlarca halkına rağmen mezhepsel kaygılar başta olmak üzere stratejik bir müttefik, Akdenize açılan kapı, lojistik geçiş noktası, siyasal ve uluslararası ilişkilerde koz olarak kullanma, ekonomik ilişkiler gibi çok boyutlu anlamda destekleyen İran ile onun uzantısı Hizbullah’ın konumunu açıkça ortaya koymuştur. Yukarıda paylaşıldığı gibi İran’dan talimatlarla hareket eden Hizbullah adlı Şii örgütün ne pahasına olursa olsun Esed rejimini desteklediği, militanlarını gönderdiği ve elindeki tüm imkanlarla Suriye devrimini karalamaya çalıştığı görülmektedir. Bu bağlamda milyonlarca müntesibi bulunan Sünni Müslüman Kardeşler (İhvanul Müslimin) hareketini de karşısına alan Hizbullah’ın mezhepsel temelde dışlayıcı bir anlayışla karaprogapanda çerçevesinde karalamaya kampanyasına devam ettiği görülüyor. 8 Şubat 2012, Çarşamba günü erişim sağlanan Hizbin resmi kanalı elmenar kanalında Nasrallah’ın halen Esed’i ve rejimini desteklediği açıkça görülüyor.
Benzer şekilde tüm Hizbin önde gelen şahsiyetleri, yetkilileri ve temsilcileri basın-yayın kanallarında Suriye devrimini karalamak, olayları çarpıtmak için demeç veriyor, açıklamalar yapıyor. Örneğin 9 Şubat 2012, Perşembe günü erişim sağlanan el Intikad adlı Hizbin resmi dergisinin sitesinde örgütün icra kurulu meclisi başkan yardımcısı Şeyh Nebil Faruk’un açıklaması görülüyor. Amerika, İsrail, Batı vs güçlere işaret ederek sanki milyonlarca Suriye halkı devrimi bunların projesiymiş gibi şu an İran-Şii eksenin öne sürdüğü asılsız iddiaları dile getiriyor. Güneşi ve ayı bile ellerine verseler direnişten vazgeçmeyecekleri gibi cafcaflı sözleri kullanan Hizb yetkilisi konuşmalarını yine getirip direniş ekseni olduğunu iddia ettiği dikta Suriye rejimini desteklemeye getiriyor.




